Kuzey Kıbrıs’ın güvenlik açıklarına yönelik tespitleriniz nedir? “KKTC Anayasası geçici 10. maddesine göre KKTC Polis Örgütü Ankara’ya bağlıdır. Şöyle ki; Polis Örgütü, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlıdır. GKK’nin başındaki komutan Türkiye’den atanır ve TSK’ya bağlıdır. Yani aslında KKTC’nin güvenliğinden direkt sorumlu Türkiye’dir. TC vatandaşları kimlikle adaya giriş yapabiliyor. Herhangi bir sorgulamaya tabi tutulmuyorlar. Ticaret ve turizm limanlarından girişlerde de ciddi güvenlik açıkları var. Silahlar genelde Mağusa Limanı’ndan gelen tırlarla getiriliyor.”
Adada faaliyet gösteren Türkiye bağlantılı çeteler var mı? Hangi sektörlerde faaliyet gösteriyorlar? “Son yıllarda adanın kuzeyin birçok kriminal olay meydana geldi. Faillerin büyük çoğunluğu da adaya turist olarak gelen TC vatandaşlarından oluşuyor. Çetelerin adı ise son 1 yıldır duyuluyor. Oto galeri kurşunlanma ve kundaklama ile başlayan süreç içinde casperler, redkitler, daltonlar gibi birçok Türkiye tandanslı çetenin adı geçiyor. Failler 18-25 yaş arası erkekler. İlk hedefleri oto galerilerdi.”
Yıllar içinde çok önemli haberlere imza attınız. Son dönemde aileniz ile birlikte ölümle tehdit ediliyorsunuz. Bunu spesifik bir haber dosyasına mı bağlıyorsunuz yoksa gazeteniz özelinde özgür basını korkutma girişimi olarak mı görüyorsunuz? “Daha spesifik haberler üzerinden çokça tehdit aldığım dönemler oldu. Ancak bu tehditler tam da çetelerin ülkede kol gezdiği kurşunlanma ve kundaklama faaliyetleri yaptığı döneme denk geldi. Spesifik bir haberden bahsetmeden “Rumcu, İsrailci” şeklinde ifadeler var tehditlerde. Ve tehdit tarzları bahsettiğim olayları gerçekleştiren çetelerin kullandığı dil ile aynı. Bu yüzden daha ciddi tedbirler almak durumunda kaldık”
Güvenlik tehlikesinin bu raddeye gelmesinde Tatar döneminin bir payı olduğunu düşünüyor musunuz? “Hem Tatar hem de Türkiye tarafından kurdurulan kukla UBP-DO-YDP hükümetinin büyük payı var. Ülke adeta bir kara para aklama cennetine döndü. Son 2 yılda ada yarısında 400 civarı oto galeri açıldı. Toplam galeri sayısı 1500’e yükseldi. Bu galerilerin büyük kısmının kara para aklamak için açıldığına dair ciddi bulgular ve toplumda intiba var. Ve bunların hedef alınması da çeteler arasındaki hesaplaşma ve kara paranın herkesin iştahını kabartması olarak göründü. Çoğu kriminal kişi ülkeye giriş yaptı ve hükümet yetkilileri ile Tatar ile iyi ilişkiler kuruldu. İhaleler verildi, araziler tahsis edildi. Ülke sınır kapıları adeta kevgire çevrildi. Yani hükümet ve Tatar’ın payı yok bizzat onların elleriyle yarattıkları ve yerdeyiz.”
ABD üzerinden telefon ile tehdit edilme süreciniz nasıl başladı? Kuzey Kıbrıs ve Türkiye makamları ile görüşmeniz oldu mu? Oldu ise ne yanıt aldınız? “Whatsapp üzerinden Dodo lakaplı ve internet üzerinden alındığı söylenen kimilerinde ABD, kimi numaralarda başka ülkelerin yazdığı mesajlarla başladı. Güvenlik gereği çok detay veremiyorum ancak bahsettiğim milliyetçi saiklerle yapılan tehditlerdi. Kısa süre sonrada eşimin telefonuna gelmeye başladı. Bu kez ondan para da istendi ve verilmediği taktirde çocuklarının adı ve kaldıkları yerlerin bilgisi verilerek tehdit edildi. İlk 2 gün kamuoyuna yansıtmadık ve Cumhurbaşkanlığı ile Polis Genel Müdürlüğü gibi ulaşabildiğimiz tüm üst ve yetkili makamlara durumu bildirdik. Polis elinden geleni yapıyor, güvenlik önlemleri alındı ancak bahsettiğim gibi KKTC polisinin yapabilecekleri sınırlı. Türkiye güvenliğimizi sağlamaktan sorumlu ve direkt sahada olmalı.”
Seçim sürecinde tespit ettiğiniz Ankara müdahalesi oldu mu? Seçim döneminde direkt ya da dolaylı olarak bir tehdit aldınız mı? “2020 seçimlerindeki müdahaleyi “İşte müdahalenin fotoğrafları” başlığı ile duyurmuştuk. Türkiye’den gelen AKP’li reklam ekibinin konuşlandığı oteli, Tatar ile başka siyasetçilerle görüşmelerini görüntülemiştik. O dönemde de ciddi tehditler almıştık. Ancak en ciddi tehdidi TC Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri’den aldık diyebilirim. Benim tutuklanmamı talep etmişti Başsavcı’dan. Ve o günden sonra Özgür Gazete ve bizler “vatan haini” ilan edildik. Tatar basına açıklamalar yapıp benim casus ve ajan olduğumu söyledi, hedef gösterdi. Bu hedef gösterme için daha sonra Tatar’a dava açtım ve kazandım. Gazetemiza tazminat ödedi, bizde barınağına bağışladık. Bu son seçimlerde de yine AKP’nin reklam ekibinin karargahını fotoğrafladık. Süleyman Soylu ve başka birkaç siyasetçinin de köy kahvelerindeki müdahale görüntülerini yayınladık.”
“Yeni jenerasyon çeteler” olarak tabir edilen gruplar son yıllarda Türkiye’de çok oldukça yaygın. Bu gruplar Kıbrıs’a nasıl ve ne zaman sıçradı? “Son 1 senedir olaylar ayyuka çıktı. Öncesinde de vardı ancak bu kadar adları geçmiyordu. Son 6 ayda ise neredeyse en büyük gündem konumuz oldular. Hepsi aynı tip, 18-25 yaş arası genç erkekler. Kurşunlanma ve kundaklama olaylarından sonra çoğu yakalandı, yakalanıyor. Aralarında madde bağımlısı olanlar da vardı. Emri kimden aldıklarını bile bilmiyorlar. Telegram üzerinden talimat aldıklarını, hedeflerin konum bilgisinin verildiğini anlattılar. Zaten tehdit mesajlarında da kimileri çete isimlerini söylüyor.”
Erhürman yönetimi tarafından bir destek gördünüz mü? Güvenlik tedbirleri arttırıldı mı? “Maalesef çok detay veremiyorum. Ancak Erhürman olayın ilk gününden bu yana bizzat ilgileniyor. Her gelişmeden haberdar oluyor ve süreci bir nevi yönetiyor. Ciddi desteğini üzerimizde hissediyoruz. Hem bir siyasi hem de insan olarak.”
Daha önce benzeri bir tehdit aldınız mı? “Halil Falyalı’dan da tehditler almıştım. Bu da basına yansımıştı. Ancak onun hakkında yaptığımız haberleri geri çekmeyi reddetmiştik. Haberler basına yansıyınca “ben tehdit etmedim, hakkımı hukukta ararım” diyerek dava açmıştı. Ancak tabi suikast sonucu öldürülünce o davalar da düştü. Bunun dışında da dönem dönem tehditler oldu.”
Türkiye kamuoyuna konu ile ilgili genel olarak ne söylemek istersiniz? “Türkiye’de Kıbrıs sorunu ve ada hakkında ciddi bir yanlış bilgiler yumağı var. Adanın siyasi ve kültürel geçmişi Kıbrıslıtürklerin yaşam tarzı, kültürü hakkında hem bilinmeyen hem de yanlış bilinen şeylerin yanında bir de “Milli dava, Türklük meselesi” gibi milliyetçi saiklerle pompalanan bir süreç var Türkiye yandaş medyasında. Bu yüzden Türkiye hükümetleri politikalarına direnen Kıbrıslıtürkler “Türkiye düşmanı” olarak gösteriliyor. Kendimizi orada ifade etmemizin önüne geçiliyor. Bilinmesini isterim ki; tarihi gerçekler ve gelinen durum oldukça farklı. Araştırma yapmalarını, bizleri ve ada tarihi ile gerçekleri tarafsızca öğrenmelerini ve bugünkü duruma nasıl gelindiğini tarafsızca anlamalarını dilerim.”
Özcan Avyüzen’in söyleşisi.